13 Kasım 2008 Perşembe

İmlasız Hayatın Soğukluğu...

Düşünüyorum şu vakit:
Hangi hayatın içindeyim tam olarak.
Bir korku giriyor içime sonra,
Acaba o dinlediğim imlasız geçen hayatlardan biri mi?
Hayır benimkisi onlardan biri olamaz, olmamalı diye dua ederken buluyorum kendimi.
Tanrım! Hangi hayat benimkisi? içinde duramadığım...
Belki de bir gecenin bin gibi gelmesi tesadüf değildir.
Kimbilir?
Ne kadar çok üstüme geliyorsun hayat bazen!

selam olsun

hey hayata yine hey hey....
var olduğum güne...
yok olup olup tekrar var olduğum günlere....
güneşe, yağmura, buluta, rüzgara...
denize, çiğe, henüz yağmamış kara...
yastığıma, yorganıma, yataktaki sıcaklığa...
hayallerime, rüyalarıma, kabuslarıma...
yeni gelenlerle dolup hep sızlayan beynime...
yeni gidenlerle boşalıp hep sızlayan kalbime...

herkese hey hey...
en çok da kendime...
toy ama olgun bedenime...

26 Ekim 2008 Pazar

hide my ass

can you possibly think that you can cut our connection to our pages. eat our ass. if you can, hide my ass.

15 Ekim 2008 Çarşamba

ontology- epistemology

Sen: Denizatı…
Seni tanımak… seni anlamak … seni sevmek… bazen gülmek bazen ağlamak… ya içinde ya dışında… var olmak ya da gölge… unutmak kalpten ya da sarılmak sıkı sıkıya… kalp sızısıyla dertlenmek karın ağrısıyla gülmek…
Bir albino geçer belki gölgesiyle çapraşık, belki bir deve cüceyle barışık. Ne olursa ki varlığına karşıtlık, sen varsın hepsine karşılık…
Sen Denizatısın… buluşma noktası… çarpışma noktası… sen teksin bir başkası yok… her şeyin zıttı var… ama Denizatının yok…


Ben: Midilli…
Bir ismim daha olsun isterdim bir başka cismim… Bir başka hayat bir başka seçim… Sabiti olanlardansın deneysel hayatımın, demsiz zamanlarımın…Anahtarlar asma kilitler kayıp hayatımda… Açmak için geriye dönemem dar zamanımda... Gelecektedir belki cevaplar aradığım… Katık yapmak için ruhuma…
Büyümekteyim hala, öğrenmekteyim… Zira çok toyum, beceriksizim… Umudum var ama hala… gelir belki geç de olsa ilk cemre... canlandırmaya…uyandırmaya… Ellerim cebimde… Gözlerim ufukta… Med-cezirler bir durulsa… Bi durulsa... Yardımın çok gerek bana... Acele hayatımda… Zira denizde hızlı hareket edemem… bir Denizatı lazım bana…


Biz: Buyuz…
İleride ne var…bilmemek mi bizi cezbeden yoksa bilememek mi… nabız atışlarıyla var olmak hayatımız… düzenli atışlara bağlanmış… ne bir eksik ne bir fazla… durmadan ve nefes almadan…
Dolu dolu yaşıyoruz ya biz de bu yüzden… ne bir eksik ne bir fazla… kadehe dalıyoruz bazen… bazen sayfalara…bazen konuşmaya…bazen sukuta…unutmuyoruz geçmişi…yad etmek şöyle dursun…parola belli Arkana Bakma Taş Olursun… neler var daha açılmadık bekleyen bizi köşe başında…pandoranın kutusunda… ama seviyoruz bu hayatı… bu “ıssız” dünyayı… zira sahipleniyoruz böylelikle…
Çok şey var kanımızdan alınmadık… İçimizden çalınmadık…koruduk yok pahasına… anam avradım olsun almaya çalışana bir de vururum hepimiz adına…

14 Ekim 2008 Salı

serencam 1

Zaman: Dem...
Yine geldi o saatler. kelimelerin seslendiği saatler. gözlerimin yaşlara ayna olduğu. kalbimi cendereye ödünç verdiğim. aklımı dışarıdaki köpeklere yem ettiğim. herkesi daha az kendimi daha çok sevdiğim. kendimden başkasının olmadığı kendimde demlendiğim...

Yer: Kalem...
Kalemim mürekkebi çekti içine. kokusuna ortak oldu. vuslata doğru süzüldü. bir nokta koydu. bir resimdi ortaya çıkan noktalardan. zira çok tanınmadık değildi. azur bir mutsuzluk gözlerde. derin bir anlam onun da içinde. biri görür diye korktuğum. görür de onu da alır diye sakladığım içimde...

Kişi: Ben...
Kulaklarımda uğultu oysaki duymam gerek. daha öğreneceğim çok şey var. zira bu ruh toy daha. daha sürüneceğim çok yol var...

22 Eylül 2008 Pazartesi

Mutluluk

İçimde kontrol edemediğim bir mutluluk var bugünlerde. Nedenini bilmiyorum, ne kadar sürecek bilmiyorum. Kalbimin atışlarını kulaklarımda duyuyorum, heyecanlı bir mutluluk çünkü bu. Devam etmesini diliyorum bütün kalbimle, uzun zamam oldu böyle zamansız mutlulukların var olmadığı hayatımda. Korkum da kalbimin yorulması. Zira kolay değil bu tempoyla çalışması sürekli. Alışkın değil bünye kaldıramaz bir süre sonra.
Ama şimdilik bu korkuları da itiyorum aklımdan. Mutlu olmak güzel. Hele sebepsiz mutlu olmak. Hey hey hey. Mutluluğumu tetikleyen bir şeyin olmadığını bilmek, var olmayan tetikleyicinin de hiçbir zaman kaybolmayacağının garantisi sanki.
İçelim o zaman sebepsiz deli saçması mutluluklarıma =))))

17 Eylül 2008 Çarşamba

itiraf ediyorum...suçluyum

Çok oldu yazmayalı di mi... Yazmayalı mı çok oldu, düşünmeyeli mi, düşünmeyi seçmeyeli mi...Kitaplara dalıp yeni hayatlar aramayı bırakıp gerçek hayata dönmeyeli mi... Gerçek hayatta neler olup bitiyor, bıraktığım izlere dönüp bakmayalı mı, ya da bırakılan izlere...
Niye bu kadar saplantılıyım ki, niye bu uğraş iyileşmemeye. İyileşmek olarak bile görmediğim için belki de... Hastalıklı hayatımda var olmaya alışkınım... Evet, hastalıklı. Mutluluğa ket vurmaya bir hastalıklı hal bu. Ne acınası bakınca böyle, acınası ve ayıplanası. Umrumda değil. Bu benim... Böyle vardım şimdiye kadar bundan sonra da bununla olabilirim ancak hayatta... Saplantılarım ben, ben saplantılarımım...
Ve eksiğim her zaman. Eksikliğimi tamamlayamıyorum, tamamlayacak hiçbir şey, hiç kimse bulamıyorum... Bak en azından bunu denedim bulmayı denedim... Ama yok hep eksiğim istediğim yerde değilim hep geride kalmışım, hep nal toplamışım, önde olanlara hayranlıkla bakmışım... Onlara baktıkça kendi boşluğumu doldurmaya çalışmaya bile hevesim kalmamış... Şimdi düşünüyorum da okumam gereken milyonlarca kitap, izlemem için bekleyen binlerce film, gezmem gereken yüzlerce yer en önemlisi aşmam gereken bir ben var. Aşamadığım benliğim var. Nasıl bir inattır ki bu bilinçüstümde aşmaya çalışırken bilinçaltımda da bir o kadar güçlenen kuvvetlenen sinsi bir yılan... Eksikliğim beni benden soğutan, kalbimde soğuk bir taşla gezmeme neden olan. Bu eksikliği de nasıl tamamlarım bilmiyorum artık, kök saldı ben de nasıl kurtulurum bilmiyorum. Bi yol gösteren olsa belki her şey daha kolay olur daha çekilesi olur. O da meçhul. Daha önce de demiştim ya önceki yazılarımda dünüm muamma şimdi yaşanmış yarınım ise meçhul. Hayatım meçhul.
Bu eksiklikle baş etmekse çok zor, çok ağır... Kimseyi suçlayamamak kadar kötü bişi yok. Kolay yoldur bu kendine küsmemek için başkalarını suçlamak, nasıl rahatlatır insanı belki de yalan olduğunun farkındasındır ama o yalancı rahatlama bile kendine küsmekten iyidir... İşte kendime küsmekten başka bir seçeneğim yoktu benimse. Suç kimindi, suçlanması gereken, görünmez zindanlara atılması gereken belliydi. Bendim. Hala benim. Hep ben olacağım...
Var olduğum sürece orada olacağım... Hiç kimsenin ziyaretini istemiyorum...