mevzu-bahis-aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mevzu-bahis-aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Nisan 2009 Salı

my blueberry nights

My blueberry nights bir zamanların dönüm filmiydi benim için. O filmde çok ağladım, ağladım, ağladım. Tüm suyunu akıttım içimin, midemi bulandıran bir fazlalıktı içimde sanki gözyaşlarım. Rahatladım, huzur buldum ağladıkça. Hafifledim hafifledim nirvanaya yakınlaşmaya uğraştım. Mazoşist bir ritüel değildi bu, keza gerçek hayatta ağlayamayanlardanım. Huzura ermek için bir ihtiyaçtı bu, acınası bir duruma düşmek ve acıma duygusu uyandırmak için değil. Zira bir tek ben ve "My Blueberry Nights" vardı o gece. Bir tek Jude Law ve Norah Jones benimle ağlayan, yabanmersinli pastasını yiyen…
Ben de akıttım içimi, açılan yeri de pastayla doldurdum, en sevdiğim kısmı da buydu. Tuzlu su yerine tatlı ve yumuşak bir tattı içimi dolduran. Radikaldi bu değişimler kendi çapında. Yas bitmişti artık, artık mutlu tatlı bir unutuş vardı tuzlu ve acılı terk edilişin yerinde.
Bu ben değildim, değişmeliydim. Bir gecede unuttum, değiştim, yeniden ben oldum. Küllerimden doğdum yeniden, yeniden bendim, gülen eğlenen, gözlerimde bulutlar gezinmeden, başlayan güne kahretmeden, gülerek uyanan, sevgiyle bakabilen…
Tamam abarttım bir gecede olmadı her şeyi unutmam ama patlama noktasıydı her şeyin ve bitirişimin. Bitirdim ben bitirilmeden önce. Nokta, son nokta. Bitmişti hiç var olmamacasına. Elveda…

13 Kasım 2008 Perşembe

Paylaş(ama)mak bazen...

Herşeyi, herşeyimi paylaştım seninle
bir tek şeyi bölemedim ikiye.
Git/me !
Şimdi böldüm işte.
Büyük dilim senin, sonraki küçük dilim bana kalsın.
Sevdiğim...
Herşeyim...

29 Ocak 2008 Salı

dengeli olmak sorunsalı...

Bazen fazla mantıklı olmak iyi değil gibi.neden mi?neden niçinleri çok fazla düşünmek sonuçta "elde var hüzün "e neden oluyor. test ettim gördüm:) ben her an birini bir tek kişiyi düşünmekten alıkoyamıyorsam kendimi artık inkar etmiyorum ben aşığım arkadaş. Ama benim onu düşündüğüm kadar onun beni düşünmediğini bilmek de ayrı bir hüzün silsilesine boğuyor beni.Tüm bunları düşünürken farkettim ki ben aslında Nietzsche'nin etkisinde biraz fazla kalmışım. Çünkü bir aşamadan sonra anlıyorum ki ben sevileni değil; sevmeyi seviyorum. O da diyor ya: "Biz arzulanana değil arzulamanın kendisine aşığızdır." işte aynen böyle benim durumum da.
Ben herşeyi çok coşkulu kıyasıya yarışanlar gibi sonuna kadar yaşamayı sevenlerdenim.Bu iyi ya da kötü orası tartışılır ama durumum bu:) Birisinden o diye bahsedeceğim..O bana çok farklı olduğumu söylüyor, benim diğerlerinden farklı olduğumu tekrarlıyor defalarca ki buna artık ben de gerçekten inanıyorum. Ben farklıyım. Ama hemen sonra benim daha iyilerine layık olduğumu söyleyebiliyor.Bu nasıl iş ya? diyorum ben de...Allahım bu nedir yani ne ne ne ???
Sevmeyi ben bilmiyorum diyorum sonra ,ister istemez buna karar veriyorum.Ve korkarım bir daha kimseyi böylesine sevemem gibi geliyor.Kim beni bir daha bu kadar heyecanlandırır ve kimin yüzünden günlerce gözüme uyku girmez, giremez bundan sonra...Her msj sesini böylesine heyecanla karşılar mıyım acaba? Hiç sanmıyorum...İşin bir başka boyutu da var ki (olmaz olası):GURURUM...Belki yersiz ama illa ki ve de ille de o gururum yok muuu...
Böyle tuhaf hissiyatlar içindeyim işte.Bu kadarı benim küçük yüreğime fazla, ne yaşadım ki ben şimdiye kadar, ne sığdırdım şu 20 yıllık hayatıma, bu heyecanı, bu sevilmeyi ve sevmeleri kaldırır mı saf kalbim? Ama şimdiden söyleyebilirim ben çabuk yorulurum çabuk kırılırım ey aşk... Bakma sen benim o umursamaz, herşeyle dalga geçen yanıma; aldırma o her daim gülen yüzüme. Ben çok üzülürüm aşk;acı bana...Küçücük yüreğim var benim,yenilirim sana, başa çıkamam senle, herkesi herşeyi alt ederim ama bir sana yenilirim AŞK bir sen yıkarsın beni,karşı koyamam sana.....O yüzden lütfen lütfen beni bana bırak,küçücük dünyamda huzuru çok görme bana olur mu?

8 Aralık 2007 Cumartesi

Aşk Ruleti...

Oynanmaz onunla der çoğu insan, oynamaya gelmez, sen oyuna gelirsin...Ne aşkla ne de aşıkla...
Bugünlerde kim kaldı ki oynamayan aşkla, saf duygularla diye sorarım. Kim kaldı kalbi kırılmadık, ya da oyuncak olmadık? Hangimiz kandırılmadık, sevildiğimizi sanmadık, karşımızdakini kendimiz kadar dürüst sanmadık, sonra da gerçekliğin o pis yüzüyle karşılaşmadık? Belki de böyledir aşık olmak bile bile, ondan daha çok sevmek, sevilmeyi sevmekten daha çok istemek...
Karşındaki kişiden emin olamamak kadar kötüsü var mıdır bilmiyorum. Güvenemeden ne kadar yaşamaya devam edebilirsin ki? Sen seve seve canını verebilecekken, ondan emin olamamak...
Aşk ruleti...
Bu kısa film de birbirlerine karşı aynı sevgiyi taşıdıklarını sandığımız ama sonra aslında hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını gösteren başka bir örnek...İyi seyirler...