11 Ocak 2010 Pazartesi

hayat bilgisi.4.

Biz insanlar oldukça garip yaratıklarız. Bravo yeni mi farkettin diyebilirsiniz bu yeni farkedilmiş bir olgu değil ki! Fakat son olanlar bir daha gün yüzüne çıkardı ondan söylemek istedim. İlgiye aç insanların etrafına deli gibi saldırma alışkanlıkları beni bildiğin korkutuyor ve düşündürüyor. Bu kişiyle olan bağlarını ileriye götürmeme konusundaki ince çizgiyi korumak çok zor oluyor sen ufacık ilgi gösterdiğinde kanka olabilirsin onun açısından, uzak durunca da komik oluyor keza uzak durmanı gerektirecek bişi de yok. Offf karışık bunlar, ben daha kendimi anlamamışken başkalarını ve karmaşıklığını anlamak çok bunlar bana... Beni aşar, yorar bu mevzular... Kolaysan gel, gerisi zor ve çetrefilli bana.

10 Ocak 2010 Pazar

Retrospective

Bugün yaz okulu döneminde defterime çiziktirdiğim bi yazımı buldum. O zamanlar ne kadar de stress altındaymışım bölüm değiştirme muhabbetlerine, nasıl kendimi yiyip bitirmişim. İşte bu yüzden seviyorum yazmayı neler yaşadığımı görebilmek ve kendime ders çıkarabilmek için. Kendi kendimi eleştirebilmek için...
Yazımı da yazıyım da atılıp gitmesin defterimle birlikte. Aaa sonunu da iconoclasts'a yazabilirim hatta yine yapmışım aynı şeyi o zaman da. Bir şeyi başka bişiyle bağlamassam ölücem sanki..

Contro-maniac

Tüm benliğimi kaplayan, yer yer tüm bünyemi sarsan, varlığı düne bugüne ve yarına olan güvenimi arttıran bir uyuşturucu gibi. Öyle ki her seferinde dozu arttırdığımda daha bi rahatlıyorum fakat sonrası daha bir acı daha bir şiddetli. Her zaman daha fazlasını istiyorum son ve aşırı dozun ölümcül olduğunu bile bile. Delice...

"Her şeyi kontrol edemezsin."
"Senin kontrolünde olmayan şeyler de var."
"Sen sana düşeni layıkıyla yap gerisini oluruna bırak."

Bunları her duyduğumda rahatlamam gerekirken daha bir hırçınlaşıp çirkinleşebiliyorum. Beni yiyip bitiriyor zaman zaman hayatıma yön verenin ben değil başkalarının oluşu.

Bazen bu hırs mı diye düşünüyorum. Hayır. Başkalarının sahip oldukları ya da olmadıkları ya da hayatları beni zerre kadar ilgilendirmiyor. Ben kendi hayatımla ilgileniyorum ve ona yön veren ben olmak istiyorum. Benim dışımdaki faktörlerin şah-mat yapabilme ihtimalini düşünmek bile istemiyorum.

Bazen çok hırçınlaşıp sevdiğim insanlara zarar vermekten korkuyorum. İçinde olduğum durumu onlara da anlatmaya çalışıyorum. Nasıl bir çıkmazda hissettiğimi. Bu kıskaçtayken içimde karanlık bir başka Meltem'in şekillendiğini hissediyorum vicdanımı susturmaya çalışan. Hep susturuyorum onu, hep kontrol altında tutuyorum. Kendime göre methodlarım var bir şekilde başarıyorum.

Aklıma Atonement'tan bir sahne geldi, kötü tarafım çıldırıp kontrolü ele alıcakken iyi tarafımın viicdanıma seslenmesini simgeleyen;
-Öfkeden ve sinirden deliye dönen,Cecelia'nın kız kardeşine saldırmak için öne atılan Robbie'yi kendine getiren Cecelia'nın o bilindik repliği;

"Come back, come back to me."

9 Ocak 2010 Cumartesi

hayat bilgisi.3.

Yine finaller ve ben daha ne olduğunu, neyin olmadığını anlamadan dönem bitmiş. Zaman zaman hayatımın ve geçen zamanın kontrolüm dahilinde olmaması o kadar çok canımı sıkıyor ki..Ahh ahh olucaksın bir büyücü falan sar dur zamanı istediğin zamana... İşte isabet ki böyle bir gücüm yok yoksa insanların elimden çekiceği varmış anlaşılan. Aman canım benim kim ne kötülüğümü görmüş ki!!!

Yani yine koca dönemi devirmişiz ama ben nedense hiç hatırlamıyorum o geçen zamanları. Sanki dün akşam yatmışım uyanmadan önce de bi kaç rüya görmüşüm silik, belli belirsiz. Şimdi de uyanmamın ardından hayatıma devam ediyormuşum gibi tee zamanlardan zaman önce...

Neyse canım çok deşelemek isterdim bu konuyu ama malum vakit nakittir, hele final döneminde faizleriyle daha da ağır pahada. Bizim zamanlar faiz batağına düşmüş gib, can çekişiyorlar, kıvrım kıvrım kıvranıp can çekişiyorlar da dönüp de bakanı, haline ağlayanı yok... Pehh!!!

6 Ocak 2010 Çarşamba

renk(siz)ler alemi

kargalar her zamanki gibi çirkinlerdi
bülbüller ilginçtir sessizlerdi
bir sendin güzel, bir sendin şen
bir sendin her sabah güzelleşen.

sensiz gökyüzü eflatun,
denizler bir garip sarı,
güneş de üzgün, bir solgun mavi,
baktığım her yüz donuk kar beyazı,
dönmüş kışa unutmuş yazı
içini söndürmüş, küsmüş kırmızı.

renkler sensiz renksiz
unutmuşlar ya da unutulmuşlar
yersiz yurtsuz kimsesiz
ya da hiç var olmamışlar.

by BahseDeğmezBirŞair

20 Aralık 2009 Pazar

216



Yine bir 216 toplantısı ardından alkolden, mutluluktan ve yemekten bitap düşmüş bir şekilde odamdayım. Daha önce de söylediğim gibi bugün Müjde'nin doğum günü dolayısiyle Gözde'lere yemeğe davetliydik. Yemekte ben Seçil, Gözde ve Müjde'nin çekirdek kadrosunu oluşturduğu "216 kadrosu" var idi. Daha sonra bize Gözde'nin kuzeni Reyhan da katıldı.

Yine kahkahalar havada uçuşurken neye güldüğümüze tekrar tekrar unutup, gülmemize gülmeye başlayan alkollü bünyeler zaman zaman yorulup kendini kanepeye atıp, küçük bir dinlenme arası verdi. Doğum günü çocuğu Müjde'nin durumu daha vahimdi, zaten alkole pek dayanıklı olmadığı için daha ilk kadehlerde uykusu geldi ve bizi bırakıp 1 saat kadar uyudu. Uyudu da kendine geldi şansımıza yoksa ona alınan pastayı biz yemek zorunda kalacaktık!!!

Neyse efenim oldukça neşeli ve güzel bir gece geçirdim sevgili arkadaşlarım sayesinde... İyi ki varlar efenim... İYİ Kİ DOĞDUN MÜJDE...

19 Aralık 2009 Cumartesi

dünya şebnem, müjde ve gülsüm günü !!!

Rastlantısal mıdır diye düşünmemle birlikte, hayatta hiçbir şey tesadüf değildir diye kendimi düzeltemem bir oluyor. Bunun nedeni de hayatımda çok sevdiğim ve benim için yerleri farklı olan insanların neredeyse yüzde 70i yay burcu. Bunların başında da yılların eskitemediği arkadaşlığımızla Gülsüm ve sonradan tanıyıp iyi ki varlar ve beni kendime getirdiler dediğim Müjde ve Şebnem...

Hepsinin de bugün doğum günü. Gülsüm canım memleketim İzmir'de olduğu için ancak telefonla ulaşabiliyorum ona ve sesimi duyurabiliyorum ancak. Şebnem ise halasına davetli doğum günü kutlaması için ve biz de Müjde'nin doğum günü için de Gözde'ye gidip felekten bir gece yaşayacağız efendim. Hazırlıklar tam gaz.

19 Aralık... Seviyorum ben bu günü. Sevdiğim insanların doğa tarafından bana sunulmasına kadar dayandırabilirim bu sevgiyi ama abartmayayım, sıkmayayım... Sevgimin temelini karıştırmayalım da sevgimin tezahürünü bilelim yeter o zaman… Onu da bilen bilir zaten… Söze ne hacet !!!

18 Aralık 2009 Cuma

bozuk saat

Çok ilginçtir ki "zaten 7 nota var daha nasıl çeşitli şarkılar yapabilirim" diyen, bu kadar sığ olabilen bir insanın şarkısı yine bir başka sığ ve klişe söz öbekleriyle beni selamlıyor ve ben o an farkına varıyorum ki bu söz aslında son zamanlardaki hayatımın özeti: "Hayat beni neden yoruyosun!!!"

Bazen demek ki hiç beğenmediğin ya da olumsuz tüm vasıfları yüklediğin insanların bile bir sözü oluyor hayatında. Öyle ya da böyle, hayatında bir yeri oluyor bu insanların. Her gün televizyonda, radyoda, gazetede her an karşımızda, olunca başka bir seçenek de kalmıyor açıkcası. Bu kadar görünen bir insanın, bozuk bir saatin bile günde 2 defa doğruyu göstermesi gibi hayatlarında sayılı defa doğruyu gösterme ve yapma şansları olabilir. Bütün bu medyatik hayatları boyunca da göz önünde oldukları için de doğruyu gösterme zamanlarına da şahit oluyoruz kimi zaman.

Amma velakin benim en çok canımı sıkan husus ise şudur ki; bu insanların müzik kalitesini 100e katlayıp üstüne bir de güzel bir cila çekicek ne insanlar biliyorum. Kaldı ki bu insanlar genel kültürleri, insani duyarlılıkları, dünya görüşleri olarak da bu bozuk saatlere tur bindirirler.

Peki asıl soruna geliyoruz. Bu bozuk saatler nasıl oluyor da bahsettiğim müzik ve sanat kalitesi açısından zengin kişileri oyun dışı bırakıyorlar?

İşte sanırım burda en büyük sebeplerden biri bu medyatik kişilerimizin bir zamanlar kaybedicek bir sıfatları, ya da kendini mahcup hissedicek bir çevreleri olmadığı için her mübah yolu deneyip, yüzleri kızarmadan buralara gelebildiler. Fakat söz konusu ikinci bahsettiğim gruba geldiğinde çok sevdikleri bu uğraşıları, çoğu zaman meslekleridir de bu uğraş verdikleri alan, onların onur ve yüz kızartıcı davranışları yapmak için bir bahaneleri olmamıştır.