Zaman: Dem...
Yine geldi o saatler. kelimelerin seslendiği saatler. gözlerimin yaşlara ayna olduğu. kalbimi cendereye ödünç verdiğim. aklımı dışarıdaki köpeklere yem ettiğim. herkesi daha az kendimi daha çok sevdiğim. kendimden başkasının olmadığı kendimde demlendiğim...
Yer: Kalem...
Kalemim mürekkebi çekti içine. kokusuna ortak oldu. vuslata doğru süzüldü. bir nokta koydu. bir resimdi ortaya çıkan noktalardan. zira çok tanınmadık değildi. azur bir mutsuzluk gözlerde. derin bir anlam onun da içinde. biri görür diye korktuğum. görür de onu da alır diye sakladığım içimde...
Kişi: Ben...
Kulaklarımda uğultu oysaki duymam gerek. daha öğreneceğim çok şey var. zira bu ruh toy daha. daha sürüneceğim çok yol var...
14 Ekim 2008 Salı
22 Eylül 2008 Pazartesi
Mutluluk
İçimde kontrol edemediğim bir mutluluk var bugünlerde. Nedenini bilmiyorum, ne kadar sürecek bilmiyorum. Kalbimin atışlarını kulaklarımda duyuyorum, heyecanlı bir mutluluk çünkü bu. Devam etmesini diliyorum bütün kalbimle, uzun zamam oldu böyle zamansız mutlulukların var olmadığı hayatımda. Korkum da kalbimin yorulması. Zira kolay değil bu tempoyla çalışması sürekli. Alışkın değil bünye kaldıramaz bir süre sonra.
Ama şimdilik bu korkuları da itiyorum aklımdan. Mutlu olmak güzel. Hele sebepsiz mutlu olmak. Hey hey hey. Mutluluğumu tetikleyen bir şeyin olmadığını bilmek, var olmayan tetikleyicinin de hiçbir zaman kaybolmayacağının garantisi sanki.
İçelim o zaman sebepsiz deli saçması mutluluklarıma =))))
Ama şimdilik bu korkuları da itiyorum aklımdan. Mutlu olmak güzel. Hele sebepsiz mutlu olmak. Hey hey hey. Mutluluğumu tetikleyen bir şeyin olmadığını bilmek, var olmayan tetikleyicinin de hiçbir zaman kaybolmayacağının garantisi sanki.
İçelim o zaman sebepsiz deli saçması mutluluklarıma =))))
17 Eylül 2008 Çarşamba
itiraf ediyorum...suçluyum
Çok oldu yazmayalı di mi... Yazmayalı mı çok oldu, düşünmeyeli mi, düşünmeyi seçmeyeli mi...Kitaplara dalıp yeni hayatlar aramayı bırakıp gerçek hayata dönmeyeli mi... Gerçek hayatta neler olup bitiyor, bıraktığım izlere dönüp bakmayalı mı, ya da bırakılan izlere...
Niye bu kadar saplantılıyım ki, niye bu uğraş iyileşmemeye. İyileşmek olarak bile görmediğim için belki de... Hastalıklı hayatımda var olmaya alışkınım... Evet, hastalıklı. Mutluluğa ket vurmaya bir hastalıklı hal bu. Ne acınası bakınca böyle, acınası ve ayıplanası. Umrumda değil. Bu benim... Böyle vardım şimdiye kadar bundan sonra da bununla olabilirim ancak hayatta... Saplantılarım ben, ben saplantılarımım...
Ve eksiğim her zaman. Eksikliğimi tamamlayamıyorum, tamamlayacak hiçbir şey, hiç kimse bulamıyorum... Bak en azından bunu denedim bulmayı denedim... Ama yok hep eksiğim istediğim yerde değilim hep geride kalmışım, hep nal toplamışım, önde olanlara hayranlıkla bakmışım... Onlara baktıkça kendi boşluğumu doldurmaya çalışmaya bile hevesim kalmamış... Şimdi düşünüyorum da okumam gereken milyonlarca kitap, izlemem için bekleyen binlerce film, gezmem gereken yüzlerce yer en önemlisi aşmam gereken bir ben var. Aşamadığım benliğim var. Nasıl bir inattır ki bu bilinçüstümde aşmaya çalışırken bilinçaltımda da bir o kadar güçlenen kuvvetlenen sinsi bir yılan... Eksikliğim beni benden soğutan, kalbimde soğuk bir taşla gezmeme neden olan. Bu eksikliği de nasıl tamamlarım bilmiyorum artık, kök saldı ben de nasıl kurtulurum bilmiyorum. Bi yol gösteren olsa belki her şey daha kolay olur daha çekilesi olur. O da meçhul. Daha önce de demiştim ya önceki yazılarımda dünüm muamma şimdi yaşanmış yarınım ise meçhul. Hayatım meçhul.
Bu eksiklikle baş etmekse çok zor, çok ağır... Kimseyi suçlayamamak kadar kötü bişi yok. Kolay yoldur bu kendine küsmemek için başkalarını suçlamak, nasıl rahatlatır insanı belki de yalan olduğunun farkındasındır ama o yalancı rahatlama bile kendine küsmekten iyidir... İşte kendime küsmekten başka bir seçeneğim yoktu benimse. Suç kimindi, suçlanması gereken, görünmez zindanlara atılması gereken belliydi. Bendim. Hala benim. Hep ben olacağım...
Var olduğum sürece orada olacağım... Hiç kimsenin ziyaretini istemiyorum...
Niye bu kadar saplantılıyım ki, niye bu uğraş iyileşmemeye. İyileşmek olarak bile görmediğim için belki de... Hastalıklı hayatımda var olmaya alışkınım... Evet, hastalıklı. Mutluluğa ket vurmaya bir hastalıklı hal bu. Ne acınası bakınca böyle, acınası ve ayıplanası. Umrumda değil. Bu benim... Böyle vardım şimdiye kadar bundan sonra da bununla olabilirim ancak hayatta... Saplantılarım ben, ben saplantılarımım...
Ve eksiğim her zaman. Eksikliğimi tamamlayamıyorum, tamamlayacak hiçbir şey, hiç kimse bulamıyorum... Bak en azından bunu denedim bulmayı denedim... Ama yok hep eksiğim istediğim yerde değilim hep geride kalmışım, hep nal toplamışım, önde olanlara hayranlıkla bakmışım... Onlara baktıkça kendi boşluğumu doldurmaya çalışmaya bile hevesim kalmamış... Şimdi düşünüyorum da okumam gereken milyonlarca kitap, izlemem için bekleyen binlerce film, gezmem gereken yüzlerce yer en önemlisi aşmam gereken bir ben var. Aşamadığım benliğim var. Nasıl bir inattır ki bu bilinçüstümde aşmaya çalışırken bilinçaltımda da bir o kadar güçlenen kuvvetlenen sinsi bir yılan... Eksikliğim beni benden soğutan, kalbimde soğuk bir taşla gezmeme neden olan. Bu eksikliği de nasıl tamamlarım bilmiyorum artık, kök saldı ben de nasıl kurtulurum bilmiyorum. Bi yol gösteren olsa belki her şey daha kolay olur daha çekilesi olur. O da meçhul. Daha önce de demiştim ya önceki yazılarımda dünüm muamma şimdi yaşanmış yarınım ise meçhul. Hayatım meçhul.
Bu eksiklikle baş etmekse çok zor, çok ağır... Kimseyi suçlayamamak kadar kötü bişi yok. Kolay yoldur bu kendine küsmemek için başkalarını suçlamak, nasıl rahatlatır insanı belki de yalan olduğunun farkındasındır ama o yalancı rahatlama bile kendine küsmekten iyidir... İşte kendime küsmekten başka bir seçeneğim yoktu benimse. Suç kimindi, suçlanması gereken, görünmez zindanlara atılması gereken belliydi. Bendim. Hala benim. Hep ben olacağım...
Var olduğum sürece orada olacağım... Hiç kimsenin ziyaretini istemiyorum...
1 Ağustos 2008 Cuma
Bir Eflatun Ölüm vardı Sivas'ta, hatırlayanlara...
Ezginin Günlüğü fonda.....bir eflatun ölüm....bir eflatun veda hayata....kalamayanlara.....kal denilmeyenlere......
BİR EFLATUN ÖLÜM
kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim
sessiz akan bir ırmağım
geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım
git
dersen
kuşlar da dönmez, güz kuşları
yanıma kiraz hevenkleri alırım
ve seninle yaşadığım
o iyi günleri,
kötü
günleri bırakırım.
aynı gökyüzü aynı keder
değişen bir şey yok ki
gidip
yağmurlara durayım.
söylenmemiş sahipsiz
bir şarkıyım
belki
sararmış
eski resimlerde kalırım
belki esmer bir çocuğun dilinde.
bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti
değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.
aynı gökyüzü aynı keder.
Behçet AYSAN
bir eflatun ölüm Behçet Aysan'a Sivas'ta Madımak Oteli'nde
BİR EFLATUN ÖLÜM
kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim
sessiz akan bir ırmağım
geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım
git
dersen
kuşlar da dönmez, güz kuşları
yanıma kiraz hevenkleri alırım
ve seninle yaşadığım
o iyi günleri,
kötü
günleri bırakırım.
aynı gökyüzü aynı keder
değişen bir şey yok ki
gidip
yağmurlara durayım.
söylenmemiş sahipsiz
bir şarkıyım
belki
sararmış
eski resimlerde kalırım
belki esmer bir çocuğun dilinde.
bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti
değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.
aynı gökyüzü aynı keder.
Behçet AYSAN
bir eflatun ölüm Behçet Aysan'a Sivas'ta Madımak Oteli'nde
YAZMADAN EDEMEDİM
rüzgâr bu şiiri sana götürsün
kâğıttan yaptığım
o işlemeli
kayıklar
fırtınalara
dayanan.
koş rüzgâr koş.
yazmadan edemedim
Behçet AYSAN
kâğıttan yaptığım
o işlemeli
kayıklar
fırtınalara
dayanan.
koş rüzgâr koş.
yazmadan edemedim
Behçet AYSAN
28 Temmuz 2008 Pazartesi
(10 kişiyle) yeni bir başlangıç
Yeni bir başlangıça merhaba demek için neler gerek...
İnanç...
Azim...
Gayret...
Amaç...
Umut...
En önemlisi bu yolda yürürken yanında varlığıyla mutlu olabileceğin insanlar...
Bu sene benim için yeni ve heyecanlı oluşumlarla geçecek gibi gözüküyor. Yeniliklere açık olmak denir ya benimki de yeniliklere hazır olmak evresindeydi uzun süredir, açık olmanın ötesinde. Radikal kararları almak çoğunlukla zordur, ya işler yolunda gitmezse ve istediğim gerçekleşmezse... Feda ettiğim şeyleri yapmama, eski hayatıma geri dönmeme imkanım yoksa artık... Ya varsın ya yoksun o çizdiğin hayatta... Ya içindesin o çemderin ya da dışında... İşte aldığım kararlarla ya içinde olacağım çizdiğim hayatın ve geleceğin ya da dışında. İçinde olmak için çok taviz verdim, çok uğraştım. Gerçekleşmesi için hayallerimin daha çok çalışmam gerek farkındayım ama ben seçtim böyle olmasını, bu benim kararım, benim radikal kararlarım...
Bu sene hayattaki varlığımı sorgulamaya ve kendi geleceğim için, ülkemin geleceği için neler yaptığım konusunda hesaplaşmakla geçti. Gerçekten kimse bir şeyler yapamaz mı yoksa olmasını istemeyenler her zmanki gibi diktelrini mi dayatıyorlar...
Ben değişmesini istediğim şeyleri değiştirmek için aldım kararlarımı, öncelikle kendimden başladım işe; zira en başta ben vardım listenin. Olmak istediğim yeri ve ona nasıl ulaşacağıma karar verdim. Yanlış denizlerde boğulmak yazık olurdu, boğulacaksam benim istediğim denizlerde olmalı...
Kendimle işim bittikten sonra bu üniversiteye de gelecek sıra... Oluşumuna bile başlanmamış bir tartışma platformuna merhaba diyecek bu kampüste zamanı gelince. Meyvelerini ben yiyemem belki ama temellerini atarım, atarız hep birlikte benim gibi düşünenlerle... Hep birlikte yön veririz geleceğimize. Bizden öncekilerin yaptığına devam ederek bize dikte ettiklerinin dünyasında değil, bizim karar verdiğimiz bir gelecekte yaşamak için veririz savaşımızı.
Yeni bir başlangıça merhaba demek için neler gerek...
İnanç...
Azim...
Gayret...
Amaç...
Umut...
En önemlisi bu yolda yürürken yanında varlığıyla mutlu olabileceğin insanlar...
İşte bu insanlardan sadece on kişiye ihtiyacım var şu anda, sadece on kişiye değişiklere doğru yürümek için...
İnanç...
Azim...
Gayret...
Amaç...
Umut...
En önemlisi bu yolda yürürken yanında varlığıyla mutlu olabileceğin insanlar...
Bu sene benim için yeni ve heyecanlı oluşumlarla geçecek gibi gözüküyor. Yeniliklere açık olmak denir ya benimki de yeniliklere hazır olmak evresindeydi uzun süredir, açık olmanın ötesinde. Radikal kararları almak çoğunlukla zordur, ya işler yolunda gitmezse ve istediğim gerçekleşmezse... Feda ettiğim şeyleri yapmama, eski hayatıma geri dönmeme imkanım yoksa artık... Ya varsın ya yoksun o çizdiğin hayatta... Ya içindesin o çemderin ya da dışında... İşte aldığım kararlarla ya içinde olacağım çizdiğim hayatın ve geleceğin ya da dışında. İçinde olmak için çok taviz verdim, çok uğraştım. Gerçekleşmesi için hayallerimin daha çok çalışmam gerek farkındayım ama ben seçtim böyle olmasını, bu benim kararım, benim radikal kararlarım...
Bu sene hayattaki varlığımı sorgulamaya ve kendi geleceğim için, ülkemin geleceği için neler yaptığım konusunda hesaplaşmakla geçti. Gerçekten kimse bir şeyler yapamaz mı yoksa olmasını istemeyenler her zmanki gibi diktelrini mi dayatıyorlar...
Ben değişmesini istediğim şeyleri değiştirmek için aldım kararlarımı, öncelikle kendimden başladım işe; zira en başta ben vardım listenin. Olmak istediğim yeri ve ona nasıl ulaşacağıma karar verdim. Yanlış denizlerde boğulmak yazık olurdu, boğulacaksam benim istediğim denizlerde olmalı...
Kendimle işim bittikten sonra bu üniversiteye de gelecek sıra... Oluşumuna bile başlanmamış bir tartışma platformuna merhaba diyecek bu kampüste zamanı gelince. Meyvelerini ben yiyemem belki ama temellerini atarım, atarız hep birlikte benim gibi düşünenlerle... Hep birlikte yön veririz geleceğimize. Bizden öncekilerin yaptığına devam ederek bize dikte ettiklerinin dünyasında değil, bizim karar verdiğimiz bir gelecekte yaşamak için veririz savaşımızı.
Yeni bir başlangıça merhaba demek için neler gerek...
İnanç...
Azim...
Gayret...
Amaç...
Umut...
En önemlisi bu yolda yürürken yanında varlığıyla mutlu olabileceğin insanlar...
İşte bu insanlardan sadece on kişiye ihtiyacım var şu anda, sadece on kişiye değişiklere doğru yürümek için...
26 Mayıs 2008 Pazartesi
"büyük düşler"
Şimdiye kadar iki kişiyi sevdim ya da sevdim sandım bilmiyorum...Üçüncüyü görmeken korkuyorum yine mi, yine mi...Korkuyorum bu sefer de yarı yolda bırakılmaktan...Düş görmüş misali tam yarısında uyarılmaktan...Egolarının tatminiyle biten sevgilerinin kurbanı olmaktan...Sert ve mert olmayı marifet bilip sokak karılarından daha dönek olmaları görmekten...Aşkın öldüğü yerde öylece kalakalmaktan...Ve terkedilmekten...
Biliyorum korkunun da ecele faydası yok, bu sefer diyorum Allahım bari bu sefer bir şans tanı bana, bir şans sadece bunların "büyük düşler" olmadığını görebileceğim bir şans...
Biliyorum korkunun da ecele faydası yok, bu sefer diyorum Allahım bari bu sefer bir şans tanı bana, bir şans sadece bunların "büyük düşler" olmadığını görebileceğim bir şans...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)