19 Mayıs 2010 Çarşamba

Karışmışsın sen... Düzel de gel!

Son zamanlarda politika okuduğumu duyan herkesin fix soruları "Baykal geri döner mi?" "Dönmezse kim gelir?" "Sence Kılıçdaroğlu çözüm olur mu?" oluyor.

Bi de işin ilginci gayet kendime göre destekli argumanlarımla açıklıyorum ve cevaplıyorum ama yaranamıyorum insanlara. Hiçbir zaman insanlara yaranma ve yağlama gibi bir amacım ve kaygım olmadı ama bir şey soruyorsan eğer önyargısız dinlemek esastır diye düşünüyorum. Aynı fikirde olmak değildir önemli olan aynı saygı seviyesinde olmaktır. Bir de şu var ki farklılıklardır zaten politikayı politika yapan ve onu zenginleştirip gelişerek ileri gitmesini sağlayan. Herkesin farklı çözüm yolları ve cevaplar bulması ve bunları savunmak için hakkı ve sözünün bulunması değil midir demokrasi?

Son zamanlarda demokrasi ile eşleştirdiğimiz kavramlar, uygulamalar ve yaşam ve yönetim biçimleri o kadar yozlaştı ki "korku imparatorluğu" olarak adlandırılan bu sistem kimilerince demokrasi olarak tanımlandıkça daha bizim halk olarak aklımız çooook karışır; ona, buna, hatta şuna laf atar, bi de o lafları atınca adam sayarız kendimizi!!!

Fucker Discoteque

Bu akşam çok sevdiğim ve eserlerini severek desteklediğim arkadaşım Emir Yargın'ın grubu olan The Bananas'ın konseri var Lokal'de. Konserde ayrıca Fucker Discoteque şarkısına klip de çekilecek. Eee artık albümü de çıkacak, hepimiz heyecanlıyız...

Arkadaşıma elimden geldiğince tanıtımını yaparak destek vermeye çalışıyorum. Umarım hakkettiği yerlere gelir çünkü gerçekten kendisi bir müzik dehası!

İyi şanslar Emir...Yolun açık olsun :D
Yaşşah varol!!!

15 Mayıs 2010 Cumartesi

Daha mutlu olamam

Uzun süredir uyumaya bile zaman bulamamaktan yakınıyorum. Devamlı projeler, paperlar, ödevler, okumalar, sınavlar eeehhhh!!!

Ama yine içimde garip bir mutluluk mazoşist bir duygu var. Yoğunluğum arttıkça aynı anda hem mutsuz hem de mutlu oluyorum. İnanın kendimi ben bile anlamazken sizin anlamanızı hiç beklemiyorum. Savunma mekanizması mıdır nedir bilmem, yoğunlaşıkça ve o işlerimi teker teker halledince kendimi nirvanaya uçuruyorum resmen...

Zaman zaman tam da bir araştırma konusu olabileceğimi falan düşünüyorum. Geçen haftalardaki yoğunluğum nasıl bir dünyaydı belli değil! Sogla için yaptığım proje çok büyük zaman ve emek istiyor. Bir de işsizlik projemiz var ki o daha da emek ve zaman istiyor. Devamlı aklımda o var. Hafta içi derslerden çok bu projeleri düşünüyorum. Ha bir de 80 öncesi MHP projemiz de var ki, evlere şenlik! Projeler vaktimi en fazla alan uğraşlarım oldu bu dönem ama isteyerek yaptığım için aynı zamanda memnun ve mutluyum da.

Bu kadar işin gücün içinde eğlenmeye vakit bulunur mu???
Bulunur bulunur!!!
Bu hafta çok mutlu olduğum iki günü paylaşıyım o zaman. Biri Emir Bey'in leziz Gerilla Konseri diğeri de Burgazada gezimiz.

Cansu, İdil ve Ayşe Deniz'in evinde sevgili Emir Bey grubu harika bir konser verdi. Şarkıları zaten ezbere bildiğim için ben de yer yer eşlik ettim. Nil İpek'in sesini zaten Lemur'dan biliyordum ama böyle çıplak saf bir ses duymak beni çok ama çok etkiledi söylemeden geçemiycem. Beğendiğim nadir kadın vokallerden kendisi.

İlginç bateri kutusu ile Emir Yargın ve beni ikiye katlayan devasa kontrbasıyla Umut Şimşekli veee harika sesiyle yorumladığı şarkılarıyla Emir Aksoy!!! Konser tam anlamıyla mükemmeldi.

A bi de ikramlar ve ortamdan bahsetmek isterim. Ev Etiler'de çok hoş bir daire. Penceresinden bahçeye çıktığında kendini yemyeşil çimlerde buluyorsun. Konserden önce biraz bahçede oturup havanın tadını çıkardık ki hepimizin görünen o ki buna ihtiyacı varmış. Cansu'nun hazırladığı kanepeler, Pınar'ın aldığı Rafaello'lar hepsi de hoop bir varmış bir yokmuş!Ev ortamı sıcacık öğrenci evi konsepti, ev sahibelerinin sıcaklığı ve samimiyeti evi de şekillendirmiş sanki.

Veee Burgazada gezisi.Dilara, Özge, Enis ve benim yolculuğumuz sabah durakta buluşup Kabataş'tan kalkan vapura yetişmeye çalışarak başladı. Ama sabah trafiğini hesaba katmamış olucaz ki kaçırdık. Sonra Bostancı'ya giderek Cansu, Mısra, Umut ve Emir'le buluşmaya karar verdik. Sahilde ince belli bardaklardan çaylarımızı yudumladıktan sonra ada vapuruna binerek Burgazada'ya gittik.

Burgazada gerçekten çok güzel bir yer. Büyükada'nın kalabalıklığı yok, sakin ve kendi halinde bir ada. İnsanları da öyle sakin ve huzurlu ki. Biraz yürüdükten sonra İstanbul'un aksi yönünde Kalpazankaya denilen bir restorant var. Orada biraz dinlenmek için ara verdik ve kalamar yedik. MAzaranın eşsizliği, kalamarın lezzeti, havanın temizliği, ortamın sakinliği, çiçeklerim kokusu, insanların sakinliği... Tam Emir'in şarkısı Cennet Bahçesi (=

Bu hafta çok yoğundum evet ama bir o kadar da arkadaşlarımla geçirdiğim mutlu mesut zamanlarım, anılarım oldu. Belki de hiç çekilmeyecek kadar yoğun ve kötü günler geçiriyorum fakat her şeyi çekilir kılan arkadaşlarım var biliyorum. Şanslıyım sonuna kadar hissediyorum...

5 Nisan 2010 Pazartesi

acı kayıp

Şu anda ders çalışıp inekleyip hayatıma bir yüksek not daha katmak ne kadar zavallı geliyor gözüme. Var olma savaşına çevirdiğimiz okul, sınav, dersane, ÖSS vs başarılarımız ya da başarısızlıklarımız bizi hayatın kendisinden nasıl da uzaklaştırıyor. Yanılsamalarda yaşıyoruz hep birlikte. İzole dünyamızda var olmaya çalışıyoruz, var olmanın bu olmadığını anlamak bile çok zor o küçük "Truman Show" vari hayatımızda. Sanki her şey yapay, her şey amaçsız...

Az önce çok sevdiğim bir arkadaşımın babasının ölüm haberini aldım. Gerçek hayata dönmemi sağladı. Ben napıyorum, nerede yaşıyorum, ne için çabalıyorum, kimim, kim için yaşıyorum?

Saf üzüntü yaşıyorum. Saf üzüntü.Hem Ömer'in babası hem de kendim için...
Onun için...
Hayatını yarıda bıraktığı için...
Kendim için...
Henüz hiç başlamadığım için...
Üzgünüm...

1 Nisan 2010 Perşembe

ders? sınav? o ne?

Ders çalışmamak için sınırlarımı zorluyorum. Daha ne kadar dayanabilirim bilmiyorum. Sınavlar kapıda. Ha gayret biraz daha çalışma diyor içimden devamlı olarak bir ses! Bu ses susmuyor, nefesi kesilmiyor, yorulmuyor, dur durak bilmiyor!!!

Sonunu hayırlı görmüyorum bunun. Müneccim olmaya da gerek yok anlamak için... Meltem olsan anlarsın!!!

27 Mart 2010 Cumartesi

Kofti insan tipi

Yazmassam paylaşmassam olmucak... Söylemezsem dillendirmezsem boğucak beni...

İnsanlar ne kadar küstah, ne kadar kendini bilmez, haddini aşan edalarda, bi b.k bildiğinden emin dolaşır oldu etrafta gerine gerine. Küçük dağları onlar yarattı diye iddialarda bile bulunacaklar yakında.

Sen kimsin? Nesin? Nerden emin oluverdin her şeyi pek çok biliverdiğine? Aman hemencik de çözüvermiş hayatın anlamını, her şeyin neden sonuç ilişkisini. Herkesin akıl hocası olmaya da yeltenmiş. Söylediklerini çürütmeye çalışmalar, iddalı cümle kurma istekleri, off offf hele puslu bakma uğraşları...offff!!!

Evet o küçük insanlardan bahsediyorum. Dünyanın sırrını çözmüş gizemli havalar, aman tanrım harika sorular sordum tripleri, çok güzel espri yapmış olduğunu düşünerek etrafa sırıta sırıta bakmalar. Midem kalkıyor ya. Bünyem kabul etmiyor.

Nefret ediyorum hatta tiksiniyorum sizden. O tepeden bakan bakışlarınız var ya, içini çok dolu sandığınız o bakışlarınız!! Ben onların ne kadar sığ ve boş olduğunu görebiliyorum. Gözlerinizdeki o boşluğu saklayabileceğinizi sanmak, hahah, ne acı. Bana çok bilen havalarında gelip dün akşam ekşi'de okuduğunuz haberleri satmaya çalışmanız… Gözümde değerinizi anlatmaya yeticek bir değersizlik ölçütü henüz bulunamadı.

Gülüyorum içimden siz konuşurken öylesine gülüyorum ki, ne kadar iyi oyuncu olduğuma şaşırırsınız, yüzümde ifadesiz sizi dinliyor olurum çünkü eş zamanlı olarak. Bu sığlığa bu kendini bilmez yorumlara gülünür sadece. Karşındakini hiç bişi bilmiyor yerine koymak, hahahahh, gülünür buna sağlam gülünür... Çoğu zaman dışımdan da gülmeye başlıyorum, çok hoşlarına gidiyor, söyledikleri sözlere, olaylara gülüyorum sanıyorlar. Zavallılar. Ben size gülüyorum, saflığınıza, sığlığınıza...

Evet sizlere idiotik travmatik vakalar!!! Size hayatımda hiç bir komedi filmine gülmediğim kadar çok gülüyorum. İşte bu yüzden beni çoğunlukla gülerken görmeniz normal... Neye güldüğümü tahmin edin bakalım!!!

24 Mart 2010 Çarşamba

purple tear drops of whom?

Academic Dress
In the French academic dress system, the five traditional fields of study (Arts, Science, Medicine, Law and Divinity) are each symbolized by a distinctive color, which appears in the academic dress of the people who graduated in this field. Purple (usually a hue close to Royal Purple) is the distinctive color for Divinity. It is also worn by high academic officials (University President, Head of Faculty, Rector, etc.) regardless of the field in which they graduated.

Calendars
Purple is associated with Saturday on the Thai solar calendar. Anyone may wear purple on Saturdays and anyone born on a Saturday may adopt purple as their color.

Cultural Associations
In Japan, purple is known as the color of death.

History
Byzantine empresses gave birth in the Purple Chamber of the palace of the Byzantine Emperors. Therefore, being named Porphyrogenitus ("born to the purple") marked a dynastic emperor as opposed to a general who won the throne by his effort.

Holocaust
The purple triangle was a Nazi concentration camp badge used by the Nazis to identify several un-orthodox non-conformist religious groups known as Bibelforscher.

Music
"Purple Haze" is one of the most popular songs by Jimi Hendrix.
"Start Wearing Purple" is a song by Gogol Bordello.

Parapsychology
People with purple auras are said to have a love of ritual and ceremony

Science fiction
In the Star Trek universe, Klingons have purple blood

Sexuality
Today the color purple is also known as a "pride" color among the gay and BDSM community and the purple hand is an LGBT symbol